Kitap | Palyatif Tıp

Prof. Dr.
İlhan İlkılıç

Dr.Ögr.Üyesi
Hilal Özkaya

Dr.
Abdullah Uçar

İSAR Yayınları
1. Baskı – Ocak 2019

İSAR  Tıp ve Ahlak Çalışma Grubu 4-5 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da uluslararası ve disiplinlerarası Palyatif Tıp ve Hayatın Sonu Sempozyumu’nu düzenlemiştir. Ulusal ve uluslararası düzeyde sahanın önde gelen çok sayıda uzmanının katıldığı bu sempozyumda, palyatif tıbbın imkanları, sorun alanları disiplinlerarası bir konseptle ele alınmış ve farklı sahalardan gelen oldukça heterojen bir yapıya sahip katılımcılar tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Sempozyum bu anlamda hedefleri ve kurgulanması açısından Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu başarılı sempozyumun ardından gelen istek, teklif ve tavsiyeler doğrultusunda konuşma metinleri üzerinde yoğun bir şekilde çalışılarak bilimsel makaleler haline getirilmiş ve bu kitap meydana gelmiştir. 

Son 100 yılda modern tıpta kaydedilen gelişmelerle yaşamın sonu insanlık tarihinde hiç görmediğimiz bir şekilde müdahale edilebilir hale gelmiş ve teknik imkanlar sayesinde şekillendirilebilir olmuştur. Tıbbi teknolojide ve ilaç sektöründeki ilerlemeler, aşılara ve antibiyotiklere erişimin kolaylaşmasını, bazı enfeksiyonların ve salgın hastalıkların hızla azalmasını sağlamıştır. Hayatı kısaltan hastalıkların başta gelenlerinden olan kansere yakalanan hastaların sağkalım oranlarında şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde yükselme görülmektedir. Diğer taraftan modern hayatın getirdiği imkanlarla hareketin az olduğu bir yaşam ve beslenmenin fast-food kültürüyle şekillenmesiyle de diğer kronik hastalıklarda artış görülmektedir. Tüm bu gelişmeler herhangi bir teşhis konulduktan sonra hayatın uzamasını sağlamakta ve buna bağlı olarak da hastaların fiziksel acı ve ağrılarının giderilmesi talepleri ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde bu insanlar insani birtakım ihtiyaçlarının ömürlerinin kalan dönemlerinde karşılanmasını istemekte ve psikososyal ve manevi yönden de destek görmeyi beklemektedirler.

Yaşamın sonunda hastalığı şifaya kavuşturma amaçlı tedavilerin amacına ulaşamadığı durumlarda palyatif tıp devreye girmekte ve daha çok hastanın güncel şikayetlerine yönelerek ve diğer sosyal, psikolojik ve manevi ihtiyaçlarını gözeterek yaşam kalitesini arttırmayı hedeflemektedir. Bahsedilen nedenlerle geliştirilen ve tıbba entegre edilen bakış açısı, palyatif bakım adıyla modern tıp literatürüne 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kazandırılmıştır. Şifaya yönelik tedavi şansının azaldığı veya olmadığı durumlarda, hastanın ve yakınlarının hayat kalitesini artıracak tüm yaklaşımlar palyatif bakım kapsamına girmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2002’de palyatif bakımı “yaşamı tehdit eden durumlarda sorunlarla karşı karşıya olan hastaların ve ailelerin yaşam kalitesini, ağrıyı ve fiziksel, psikososyal ve manevi boyuttaki diğer sorunları erken dönemde belirleyip değerlendirerek ve tedavi ederek geliştiren bir yaklaşım” olarak tanımlamıştır.

Bu yaklaşımdaki amacı; hayatının son dönemindeki hastalara her zaman olduğu gibi çok değerli olduklarını ve onlar için verilecek hiçbir çabanın boşa gitmeyeceğini palyatif bakımın modern anlamda kurucularından sayılan psikiyatrist Elisabeth Kubler Ross’un şu sözleri güzel bir şekilde ifade etmektedir: “Tanıdığımız en güzel insanlar hezimeti, acıyı, mücadeleyi, kaybetmeyi bilen ve en dibe batıp sonra tekrar yüzeye çıkmanın yollarını bulanlardır. Bu insanlarda onları şefkatle, anlayışla ve derin sevgiyle dolduran minnettarlık, hassasiyet ve yaşam algısı vardır. Güzel insanlar bir anda güzel olmazlar.”

Aslında tıbbi olarak şifaya kavuşturulamayacak hastaya, yaşamının son döneminde onun tıbbi, sosyal, psikolojik ve manevi ihtiyaçlarına bütüncül bir şekilde yaklaşmak bizim kültür ve medeniyetimize yabancı değil. Bu ihtiyaçların karşılanmasının modern tıbbın imkanlarını kullanarak, belli bir konsept içerisinde sunulması ise maalesef ülkemizde Batı ülkeleriyle karşılaştırdığımızda bulunması gereken seviyenin çok altında.

İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı (İSAR) çatısı altında faaliyet gösteren Tıp ve Ahlak Çalışma Grubu ülkemiz için önemli olan bu eksikliği fark ederek 4-5 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da uluslararası ve disiplinlerarası Palyatif Tıp ve Hayatın Sonu Sempozyumu’nu düzenlemiştir. Ulusal ve uluslararası düzeyde sahanın önde gelen çok sayıda uzmanının katıldığı bu sempozyumda, palyatif tıbbın imkanları, sorun alanları, disiplinlerarası bir konseptle ele alınmış ve farklı sahalardan gelen oldukça heterojen bir yapıya sahip katılımcılar tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Sempozyum bu anlamda hedefleri ve kurgulanması açısından Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu başarılı sempozyumun ardından gelen istek, teklif ve tavsiyeler doğrultusunda konuşma metinleri üzerinde yoğun bir şekilde çalışılarak bilimsel makaleler haline getirilmiş ve elinizdeki bu kitap meydana gelmiştir.